Secondary Logo

Journal Logo

Translated Abstracts

Turkish Abstract Translations

doi: 10.1097/ID.0000000000000944
  • Free

Kronik immünsupresif tedavi almiş organ transplant hastalarinda dental implantlarin osseointegrasyonu

YAZARLAR: Radzewski, MD, DDS, Krzysztof Somalia, MD, DDS, PhD

ÖZET: Giriş: Organ transplantasyonlari sonrasinda hastalar tarafindan kullanilan immünsupresif ilaçlarin baskilayici etkisi herkes tarafindan bilinmektedir ve kanitlanmiştir. Bu çalişmanin amaci organ transplantasyonu sonrasinda immünsupresif tedavi alan hastalarda implantoprostetik tedavinin fonksiyonel ve estetik sonuçlarini araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: Çalişma transplantasyon prosedürlerinden sonra immünsupresif tedavisi devam eden ve toplamda 24 implant yerleştirilen 21 hastadan oluşmaktadir. Kontrol grubunda ise 15 implant yerleştirilen 15 kişi yer almaktadir. Araştirma protokolü eksik tek diş kaybinin titanyum implant ile değiştirileceğini varsaymaktaydi. Tek bir tacin bir prostetik rekonstrüksiyonu 4 ay sonra yapilmiştir. 24 ay sonra tedavi sonuçlarinin ön değerlendirmesi yapilmaya çalişilmiştir. Ölçülen parametreler CBL (krestal kemik düzeyi)’dir. Mekanik değerlendirme, implant yerleştirmek için gerekli olan torkun ölçülmesi ve implant stabilitesinin objektif bir ölçümü ile yapilmiştir. Bulgular: Deney ve kontrol grubundaki temel ölçülen parametre olan CBL medyan değeri sirasiyla 0.325 mm (minimum 0–maksimum 0.95) ve 0.5 mm’dir (minimum 0.15–maksimum 1.8). CBL medyan değerlerinin karşilaştirilmasinda deney grubu ve kontrol grubu arasinda anlamli farklilik yoktu (P = 0.089). Sonuçlar: Organ transplantasyonu yapilan hastalara dental implantlar güvenli ve etkili bir şekilde uygulanabilir.

ANAHTAR KELİMELER: krestal kemik seviyesi, solid organ nakli, endoskopik implant, immünsüpresyon

Düşük dansiteli kemikte implant bölgesi hazirliğinda kullanilan sondalama tekniği implant başarisini artirabilir mi? Sistematik Bir Derleme

YAZARLAR: Khalid E El-Kholey, Aamna Elkomy

ÖZET: Amaç: Bu sistematik derlemenin amaci sondalama tekniği ile uygun implant integresyonu ve düşük kemik dansitesine sahip alanlardaki sağ kalim arasindaki olasi ilişkiyi araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: Medline/PubMed veritabani kullanilarak Nisan 2018 tarihine kadar yayimlanmiş çalişmalari içeren bir elektronik tarama yapilmiştir. Sondalama tekniği ile uygun implant integresyonu ve düşük kemik dansitesine sahip alanlardaki sağ kalim arasindaki olasi ilişkiyi araştiran hayvan ve klinik çalişmalar dahil edilmiştir. Bulgular: 7 deneysel ve 8 klinik çalişma olmak üzere toplam 15 çalişma dahil edilme kriterlerini karşilamiştir. Normalden daha küçük, osteotom, basinç cerrahisi ve osseodensifikasyon sondalamasi literatürde bulunan ve düşük dansiteli kemiklerde implantlarin osseointegrasyonunu kolaylaştirmak için kullanilan dört tekniktir. Metodolojik varyasyonlar nedeniyle meta analiz yapilmadi. Dört sondalama protokolü primer stabilite açisindan etkiliydi ancak uzun dönem sonuçlari geleneksel cerrahi sondalama protokolleri ile benzerdir. Sonuç: Daha önce bahsedilen cerrahi tekniklerden herhangi birisinin düşük dansiteli kemiğe yerleştirilen implantlarin başarili osseointegrasyonunu ve sağ kalimini arttirabileceğine dair kanitlar mevcuttur.

ANAHTAR KELİMELER: posterior maksilla, osseointegrasyon, implant sondalama protokolü, implant sağ kalimi, düşük kaliteli kemik

Otolog deminarilize diş matriksi ve plateletten zengin fibrin ile sadece plateletten zengin fibrin kullanilmasinin alveolar sirt korunmasi açisindan karşilaştirilmasi: İkiye bölünmüş ağiz ile yapilan randomize kontrollü bir çalişma

YAZARLAR: Warisara Ouyyamwongs, DDS, MSc, Narit Leepong, DDS, Srisurang Suttapreyasri, DDS, PhD

ÖZET: Amaç: Bu çalişmanin amaci sirt boyutlarinin korunmasinda ve diş çekimi sonrasi kemik iyileşmesini kolaylaştirmasi açisindan otolog deminarilize diş matriksi (aDTM) ile birlikte plateletten zengin fibrin (PRF) membran (aDTM/PRF) kullanimi veya tek başina PRF membrani (kontrol) kullanilmasinin potansiyelini araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: 40 premolar soket aDTM/PRF veya kontrol grubuna rastgele atanmiştir. Horizontal ve vertikal sirt değişimleri başlangiçta, 2, 4, 6 ve 8 hafta sonra model bazli ve periapikal radyografiler ile değerlendirilmiştir. Bulgular: aDTM, postoperatif komplikasyon gelişmeden tüm alanlarda oldukça iyi tolere edilmiştir. Horizontal sirt genişliğindeki değişim aDTM/PRF grubuna kiyasla kontrol grubunda anlamli şekilde daha fazladir. aDTM/PRF grubunda mezial, distal ve santral alanlardaki ortalama vertikal marjinal kemik rezorbsiyonu kontrol grubundan anlamli farklilik göstermemiştir. İlk 6 hafta boyunca aDTM/PRF grubundaki kemik iyileşme yoğunluğu kontrol grubundakinden anlamli şekilde daha yüksektir; ardindan 8. haftada bu değerler birbirlerine yaklaşmiştir. Sonuç: Platelet yönüyle zengin fibrin (PRF) membran ile birlikte otolog deminarilize diş matriksi (aDTM) kullanilmasi klinik ve radyografik olarak gösterildiği üzere horizontal sirt kollapsini azaltmasi ve kemik iyileşmesini destekleyerek sirt korunmasi açisindan fayda sağlar.

ANAHTAR KELİMELER: Otogen diş, kemik greft materyali, soket boyutu

Konsantre Büyüme Faktörleri PI3K/AKT sinyal yolaği üzerinden yüksek glikoz ile indüklenen MC3T3-E1 hücrelerinin osteogenik disfonksiyonunu düzenler

YAZARLAR: Kai Dong, DDS, MSC, Pengjie Hao, DDS, PhD, Wenjuan Zhou, DDS, PhD, Zhonghao Liu, DDS, PhD

ÖZET: Giriş: Bu çalişmanin amaci Konsantre Büyüme Faktörleri Özütlerinin (CGF-e) yüksek glikoz ortaminda MC3T3-E1 hücrelerinin proliferasyonu ve osteogenik farklilaşmasi üzerindeki etkilerini araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: MC3T3-E1 hücreleri normal glikoz (5.5 mM) grubu (kontrol), yüksek glikoz grubu (25.5 mM) grubu, normal glikoz + CGF-e grubu ve yüksek glikoz + CGF-e grubu olmak üzere 4 gruba ayrilmiştir. Proliferasyon, ostegoenik farklilaşma ve osteoblastlarin mineralizasyonu sirasiyla 3- (4,5-dimetiltiyazol-2-il) -2,5-difenil tetrazolyum bromid (MTT) deneyi, hücre iskeleti analizi, alkalin fosfataz (ALP) aktivite deneyi, alizarin kirmizi boyama ve gerçek zamanli polimeraz zincir reaksiyonu ile değerlendirilmiştir. PI3K/Akt yolağinin rolünü araştirmak için western blot analizi kullanilmiştir. Bulgular: MC3T3-E1 hücrelerinin canliliği, osteogenik farklilaşmasi ve mineralizasyonu yüksek glikoz altinda anlamli şekilde azalmiştir. Tüm gözlenen osteogenik disfonksiyon CGF-e tarafindan inhibe edilmiştir. Dahasi, PI3K/Akt yolaği CGF-e tarafindan aktive edilmiştir. Sonuç: Konsantre Büyüme Faktörleri (CGF) tarafindan salgilanan çözünebilir faktörlerin PI3K/Akt yolaği üzerinden yüksek glikozun yol açtiği MC3T3-E1 hücrelerinin osteogenik disfonksiyonunu anlamli şekilde geri çevirdiği sonucuna varilmiştir.

ANAHTAR KELİMELER: CGF, Osteoblastlar, Hiperglisemi, Osseointegrasyon

Post-ekstraktif implant alanlarinda homojen kemik greftinin radyolojik ve histomorfometrik sonuçlari: 6 yillik prospektif bir analiz

YAZARLAR: Domenico Baldi, MD, Paolo Pesce, DDS, PhD, Bruno Musante, DDS, PhD, Francesco Pera, DDS, PhD, Ezio Fulcheri, MD, Filomena Romano, MD, Maria Menini, DDS, PhD

ÖZET: Giriş: Bu çalişmanin amaci süngerimsi parçacikli allogreft kemiğin post-ekstraktif atrofik alanlardaki rejenerasyon açisindan in vivo etkisini araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: 10 hasta seçilmiştir ve minimal invaziv diş çekiminden sonra (T0) bir Konik-Işinli tomografi görüntüsü alinmiştir (T1). Diş çekiminden yedi gün sonra Puros® süngerimsi parçacikli homolog kemik bir membran ile birlikte seçilen alanlara yerleştirilmiştir (T2). 4 ay sonra bir Konik-Işinli tomografi görüntüsü daha alinmiştir (T3). 5 ay sonra rejenere olmuş alanlardan implant yerleştirilmesi açisindan örnekler alinmiştir (T4). Örnekler histolojik ve histomorfometrik açidan analiz edilmiştir. İntraoral periapikal radyografiler T4 aninda ve 6 yil sonraki takip görüşmesinde çekilmiştir (T5). Bulgular: Ortalama vertikal kemik ogmentasyonu T3 zamaninda alt çenede 4.1 mm iken maksillada 3.35 mm’dir. Ortalama horizontal kemik ogmentasyonu alt çenede 2.02 iken maksillada 2.15’tir. T4 zamaninda ortalama toplam kemik %60.01 iken matür kemik orani %98.41’dir. Alti yilin sonundaki başvuruda peri-implant kemik rezorpsiyonu 0.14 mm’dir (aralik 0-0.5mm). Sonuç: Süngerimsi parçacikli allogreft kemik sayi ve nitelik açisindan mükemmel kemik rejenarasyonu davranişi göstermiştir ve 6 yillik periyod boyunca stabil performans göstermiştir. Klinik Önem: Süngerimsi allogreft kemik, atrofik alanlarin rejenerasyonu için başarili bir şekilde kullanilabilir.

ANAHTAR KELİMELER: kemik rejenerasyonu, dental implantlar, Puros

9.3 µm CO2 lazer ile irride edilen ex-vivo doku çevresindeki Titanyum implantlarin termal testi

YAZARLAR: Scott H. Froum, DDS, Roni-Cantor-Balan, MS, Charles Kerbage, PhD, Stuart J. Froum, DDS

ÖZET: Amaç: Bu çalişmanin amaci çeşitli zaman sürelerinde 9.3 µm karbondioksit (CO2) ile lazer irridasyonu yapilmiş domuz çenesinin çevresindeki dokuda ve titanyum dental implantlardaki sicaklik artişini ve yüzey hasarini ölçmektir. Gereçler ve Yöntemler: Termal analiz ayni yüzeye sahip 12 implant üzerinden test edilmiştir. 12 implant tek başina veya domuz çenesine yerleştirilmiş halde 3 farkli güç seçeneği kullanilarak 9.3 mikron CO2 lazer ile irride edilmiştir. İmplant gövdesindeki ve proksimal dokulardaki sicaklik 30 saniye, 60 saniye ve 2 dakika boyunca 3 farkli güç ayariyla lazer işiniyla işinlandiktan sonra bir J Tipi Termokupl ile ölçülmüştür. Yüzey hasari olup olmadiğini tespit etmek için lazer irridasyonu öncesinde ve sonrasinda tüm implantlarin taramali elektron mikroskopu ve dijital mikroskop görüntüleri de alinmiştir. Bulgular: Sicaklik analizi tüm durumlarda implant ve proksimal doku sicakliklarinin, başlangiçtaki implant ve doku sicakliklarinin seviyesinde kaldiğini ve +/− 3 derece dalgalanmalar gösterdiğini ancak hiçbir zaman kemikte termal hasar sicakliği olarak bildirilen 44 derecelik eşiği aşmadiğini göstermiştir. İmplantlarin dijital ve taramali elektron mikroskop görüntüleri %20 (7W) kesme hizinda yüzey hasari olmadiğini ancak %30-100 (1.0–4.2 W) kesme hizlarinda yüzey hasari olduğunu göstermektedir. Sonuç: Ortalama 0.7 watt güce sahip 9.3 mikronluk bir karbondioksit lazer ile titanyum implant yüzeylerin lazer irridasyonu implant gövdesinin termal sicakliğinda bir artişa yol açmamiştir ve implant yüzeyinde hasar oluşturduğuna dair hiçbir kanit elde edilememiştir.

ANAHTAR KELİMELER: İmplant detoksifikasyonu, implant komplikasyonu, lazer dekontaminasyonu, implantlarin termal testi, peri-implant, peri-implantitis

Sinüs Zemin Ogmentasyonu Yapilan Alanlarda Peri-implantitis ile ilişkili Maksiller Sinüzit: Vaka Serileri

YAZARLAR: Won-Bae Park, DMD, PhD, Ji-Young Han, DMD, PhD, Se-Lim Oh, DMD, MS

ÖZET: Amaç: Bu vaka serilerinin amaci üç yillik takip boyunca sinüs zemin ogmentasyonu yapilan alanlarda peri-implantitis ile ilişkili maksiller sinüzitin tedavi sonuçlarini araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: On sekiz implant yerleştirilmiş ve peri-implantitis ilişkili maksiller sinüzit tanisi konulan sekiz hasta incelenmiştir. Dört hasta implant çikarilmasi ve antibiyotik ile, dört hasta implant çikarilmasi ile modifiye Caldwell-Luc operasyonu ve antibiyotik ile tedavi edilmiştir. Yedi sağ kalan implanti olan yedi hasta tedavi sonrasi 3 yil boyunca takip edilmiştir. Başarisiz olan ve sağ kalan implantlarin karakteristik özellikleri karşilaştirilmiştir. Sağ kalan implantlarin radyografik parametreleri Freidman testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: Sekiz hastadaki on bir başarisiz implant yaklaşik 10 mm cep derinliğine sahiptir ve tani aninda hareketlidir. Yedi hastadaki 7 başarili implantta, 3 yillik takip boyunca fasyal taraftaki krestal kemik kaybinda anlamli değişim izlenmemiştir. Sinüs mukozal kalinliği tedavi sonrasi 3 yillik takip boyunca anlamli şekilde azalmiştir. Sonuç: Sinüs zemin ogmentasyonu yapilan alanlarda peri-implantitisin ilerlemesi maksiller sinüzite yol açabilir. Modifiye Caldwell-Luc operasyonu gibi intra-oral yaklaşimlarin etkinliğini doğrulamak için uzun dönem takip yapilan ve geniş örneklem boyutuna sahip sistematik klinik çalişmalara ihtiyaç duyulmaktadir.

ANAHTAR KELİMELER: dental implant, implant başarisizliği, sinüs mukozal kalinlaşmasi

Erken dönem peri-implant marjinal kemik kaybi ile ilişkili in situ insan alveolar kemik kökenli mezenkimal stramal hücrelerin klinik faktörleri ve hücresel yanitlari: prospektif bir kohort pilot çalişmasi

YAZARLAR: Dong-Jun Kim, DDS, Seul-Ki Kim, BS, Jae-Kook Cha, DDS, MSD, PhD, Jung-Seok Lee, DDS, MSD, PhD, Chang-Sung Kim, DDS, MSD, PhD

ÖZET: Amaç: Bu çalişmanin amaci, erken peri-implant marjinal kemik kaybi ile ilişkili olan in situ insan alveolar kemik kökenli mezenkimal stramal hücrelerin klinik faktörlerini ve hücresel yanitlarini araştirmaktir. Gereç ve yöntemler: Tam veya kismi dişsiz hasta 37 çalişmaya dahil edilmiştir. Panoramik radyografiler implant cerrahisi aninda ve postoperatif üçüncü ay ile birinci yilda çekilmiştir. Tek değişkenli analiz ve çoklu lojistik regresyon kullanilarak marjinal kemik kaybi ile çalişma değişkenleri arasindaki ilişkiler araştirilmiştir. Kemiğin yeniden yapilanmasi ve doku iyileşme ilişkili 21 genin mRNA ekspresyonu düzeyleri alt gruplara göre analiz edilmiştir. Bulgular: 98 implant yerleştirilen 31 hasta takip edilmiştir. Kemik kaybi insidansi ve ortalama kemik kaybi miktari diğer protezlere kiyasla takma dişlerde ve mandibulaya kiyasla maksillada daha fazladir. Kemi kaybi grubunda runt-ilişkili transkripsiyon faktör-2, kemik morfogenetik protein-2 ve peroksizom proliferatör-aktif reseptör gamma-2 genlerinin mRNA ekspresyon düzeyi daha düşük iken NKκB ligand/osteoprotegrin orani daha yüksektir. Sonuçlar: Bu çalişmanin sinirliliklari dahilinde kemiğin yeniden yapilanmasinda rol oynayan bazi genler (runt-ilişkili transkripsiyon faktör-2 (Runx-2), kemik morfogenetik protein-2 (BMP-2) ve peroksizom proliferatör-aktif reseptör gamma-2 (PPARγ-2)) ve NKkB ligand/osteoprotegrinin reseptör aktivatör orani (RAMKL/OPG) erken peri-implant kaybi ile ilişkilidir. Üst yapinin tipi ve ilgili çene diğer klinik olarak anlamli faktörlerdir.

ANAHTAR KELİMELER: Başlangiçtaki kemik kaybi, klinik araştirma, lojistik regresyon, mRNA ekspresyonu

Uzun süreli gözlemde implant–dayanak bağlanti tipinin dental implantlarin çevresindeki kemik üzerine etkisi: internal konik ile internal altigenin karşilaştirilmasi

YAZARLAR: Adam Szyszkowski, MD, DMD, Marcin Kozakiewicz, DMD

ÖZET: Amaç: Bu çalişmanin amaci, uzun süreli gözlemde implant-dayanak bağlanti tipinin dental implantlarin çevresindeki kemik düzeyi üzerine etkisini ve implant-dayanak bağlantilarinin farkli türlerine yönelik sağ kalim oranini araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: Çalişmaya internal altigen implant-dayanak bağlanti grubu (480 SPI dental implant, AlphaBio Tec, Petach Tikwa, İsrail, 184 hasta) ve internal konik implant-dayanak bağlanti grubu (60 C1 dental implant, MIS Implant Technologies, Shlomi, İsrail, 34 hasta) olmak üzere sinif 23 titanyum alaşimindan yapilmiş ve SLA yüzeyine sahip iki implant grubu dâhil edilmiştir. Belirli dâhil etme ve dişlama kriterleri uygulanmiştir. Dental implantlar çevresindeki marjinal kemik kaybi (MKK), bir film tutucu ve isirma kayit indeksinin kullanildiği paralel teknikle elde edilen intraoral radyografilerle ölçülmüştür. Röntgenler fonksiyonel yükleme aninda ve yüklemeden 12, 24, 36 ve 60 ay sonra çekilmiştir. Dijital analiz Dental Studio 2.0 bilgisayar yazilimi kullanilarak yapilmiştir. Bulgular: Ortalama MKK, internal altigen gruba kiyasla konik bağlantida anlamli şekilde daha düşüktür [0,68 ± 0,59 mm ile 0,99 ± 0,89 mm (12 ay), 0,78 ± 0,80 mm ile 1,12 ± 1,00 mm (24 ay), 0,83 ± 0,87 mm ile 1,22 ± 1,03 mm (36 ay) ve 0,96 ± 1,02 mm ile 1,30 ± 1,15 mm (yüklemeden 60 ay sonra)]. Her iki implant grubunda %100 sağ kalim orani elde edilmiştir. Sonuç: İnternal konik bağlanti, internal altigene kiyasla kemik rezorpsiyonunu azaltmiştir. Her iki implant grubu %100 sağ kalim oranina sahiptir.

ANAHTAR KELİMELER: marjinal kemik kaybi, dental implantlar, dental dijital radyografi

Beş Popüler Dezenfeksiyon Yönteminin Laboratuvar Mikroflorasi Üzerine Etkisi: Özelleştirilmiş İmplant Dayanaklari

YAZARLAR: Ali Homayouni, DDS, Abbas Bahador, PhD, Mohammad Moharrami, DDS, Maryam Pourhajibagher, PhD, Amir Alireza Rasouli-Ghahroudi, DDS, MSc, Marzieh Alikhasi, DDS, MSc

ÖZET: Amaç: Bu çalişmanin amaci, titanyum dayanaklara yönelik 5 farkli dekontaminasyon yönteminin etkinliğini karşilaştirmak ve bu yöntemlerin titanyumun yüzey pürüzlülüğü üzerindeki olasi etkilerini değerlendirmektir. Gereçler ve Yöntemler: 18 titanyum disk üzerinde çok suşlu bir biyofilm oluşturmak için M. luteus, A. baumannii ve C. albicans birlikte ekilmiştir. Başka bir grupta ise farkli bir 18 titanyum disk grubu üzerine spor oluşturan bir tür olan B. subtilis ekilmiştir. Her grup 5 test grubuna ayrilmiştir: Yüksek basinçli buharli temizlik (4 Mpa, 5 sn.), NaOCl (%1 aktif klorin, 5 dk.), H2O2 (%3, 5 dk.), GaAIAs lazer (810 nm, CW, 1W, 400 μm fiber, 1mm aralik, 1 dk.), Er:YAG lazer (2940 nm, puls modu, 100 mJ, 10 Hz, 230 μm temassiz el aleti, 4 mm araliklarla, 50/50 %hava/su karişimi, 1 dk.) ve işlem uygulanmayan kontrol grubu. Her dekontaminasyon prosedüründen sonra geriye CFU/disk olarak bildirilen mikrobiyal yük kalmiştir. Her bir işlemin titanyum diskler üzerindeki etkisini değerlendirmek için Sa, Sq, Ssk, Sku, Sal ve Sdr’yi içeren yüzey pürüzlülük parametreleri her diskin 6 noktasinda AFM ile ölçülmüştür. Bulgular: Yüksek basinçli buhar, NaOCl, H2O2 ve Er:YAG lazer ile tam dezenfeksiyon elde edilmiştir. GaAIAs lazer ise mikrobiyal sayiyi %90’nin üzerinde azaltabilmiştir. Sdr hem saf hem de dilüe NaOCl gruplarinda anlamli bir şekilde artarken kontrol grubuna kiyasla Sa ve Sq parametreleri sadece dilüe NaOCl grubunda anlamli bir şekilde artmiştir. Sonuç: Diot lazer ile tam mikrobiyal eleminasyon elde edilemese de tüm yöntemler makinede işlenmiş titanyum yüzeyleri dekontamine edebilmiştir. Sodyum hipoklorit (NaOCl) dişindaki hiçbir işlem yüzey pürüzlülüğünü anlamli bir şekilde değiştirmemiştir.

ANAHTAR KELİMELER: peri-implantitis, pürüzlülük, lazer

Diş-implant destekli sabit kismi takma diş: Sistematik derlemelere yönelik ayrintili bir genel bakiş

YAZARLAR: Miriam Ting, DMD, BDS, MS, Robert J. Faulkner, DMD, MA, David P. Donatelli, DDS, Jon B. Suzuki, DDS, PhD, MBA

ÖZET: Amaç: Diş implant bağlantili protezler, yeterli miktartda destek implant yerleştirilmesinin elverişli olmadiği uzun süreli dişsizlik durumunda hastalar için olasi bir tedavi seçeneği olarak tanitilmiştir. Sistematik derlemelere yönelik bu ayrintili genel bakiş çalişmasinda, uygulanabilir bir tedavi olup olmadiğini belirlemek amaciyla komplikasyon insidansi ve diş implant destekli sabit kismi takma dişlerin (FPD) uzun dönem sağ kalim oranlari incelenmiştir. Gereç ve yöntemler: Diş-implant destekli sabit kismi takma dişler konusunda 5 adet elektronik veri tabaninda Ocak 2017 tarihine kadar yayimlanmiş olan sistematik incelemeler ve meta analizlere yönelik sistematik bir arama gerçekleştirilmiştir. Metodolojik kaliteyi sağlamak ve düşük kalitedeki makaleleri elemek amaciyla AMSTAR değerlendirme araci kullanilmiştir. Bulgular: Yapilan ilk aramada PUMBED veri tabaninda 369 inceleme, Web of Sciene veri tabaninda 248, Embase veri tabaninda 49, Cohcrane Library veri tabaninda 63 ve Google Scholar veri tabaninda toplam 27 makale tespit edilmiştir. Ayni makalelerin çikarilmasindan ve tam metin analizinden sonra çalişma için 5 akademik yayin seçildi. Sonuçlar: Bu çalişmanin sinirlari dahilinde şu sonuçlara varilmiştir: (1) Diş-implant sabit kismi takma dişlerin (FPD) 10 yillik sağ kalim oranlari 5 yillik sağ kalim oranlarindan daha düşüktür. (2) Diş-implant FPDlerin sağ kalim orani tek dayanak dişlere veya implant desteği içerenlere kiyasla daha düşüktür. (3) biyolojik ve teknik komplikasyonlar 10 yillik sürede 5 yila kiyasla daha fazladir. (4) Dayanak dişlerin girişi rigid bağlantili FPD’lere kiyasla rijid bağlanti olmayan FPDlerde daha fazladir. Bu nedenle diş implant destekli FPD'ler uygulanabilir bir seçenektir; ancak uzun vadede sağ kalim oranlari yüksek ve komplikasyon oranlari düşük olan diğer mevcut seçeneklere alternatif olarak düşünülmelidir.

ANAHTAR KELİMELER: Dental implant, splintleme, dayanak, sabit diş protezi

İyatrojenik Olarak Oluşan Maksiller Alveolar Defektin Rekonstrüksiyonu ve İmplant Destekli Rehabilitasyonu

YAZARLAR: Hakan Hifzi Tüz, DDS, PhD, Onur Koç, DDS, PhD, Salih Eren Meral, DDS, Azime Sibel El, DDS, PhD

ÖZET: Oral ve maksillofasiyal bölgedeki defektler travma, enfeksiyon, kist, tümör, MRONJ ve bazi irritan ajanlarin yanliş kullanimina bağli olarak gelişebilir. Otojen greftler, rekonstrüksiyon için diğer alternatifler arasinda halen altin standart olarak kabul edilmektedir. Bu çalişmada, 42 yaşindaki kadin hasta sol ikinci premolar ve birinci molar bölgedeki defektli ve dişsiz alanin rehabilitasyonunda implant destekli sabit köprü yaptirmak için kliniğe başvurmuştur. Hasta muayenesinde devitalize edici ajana bağli geniş bir defekt alani görülmüştür. Rekonstrüksiyon için anterior iliak krest greftleme tekniği tercih edilmiştir. Sonraki 16 haftalik kemik iyileşme ve 3 aylik implant osseointegrasyon periyotlari sorunsuz geçmiştir. İmplant destekli sabit köprü oluşturulduktan sonra hasta 2,5 yil boyunca takip edilmiş ve kemik rezorpsiyonu, gingival inflamasyon ve ağri görülmemiştir. Anterior iliak krest greftleme ve implant içeren sabit köprüler, geniş maksiolofasiyal defektleri için stabil ve tatmin edici bir yöntem olarak görülmektedir.

ANAHTAR KELİMELER: Devitalize edici ajan kaçaği, iliac, implant

Lateral yaklaşim ve eş zamanli implant yerleşimi ile hidrolik basinç kullanilan maksiller sinüs ogmentasyonu: Klinik ve radyografik bir çalişma

YAZARLAR: Shilpy Bhandari, BDS, Raison Thomas, MDS, Tarun Kumar MDS, Rucha Shah, MDS, Dhoom Singh Mehta, MDS

ÖZET: Bu çalişmanin amaci, acil implant yerleştirilmesini kapsayan bir lateral yaklaşimda hidrolik basinç kullanilarak yapilan maksiller sinüs ogmentasyonunun klinik ve radyografik etkinliğini araştirmaktir. Subantral kemik yüksekliği 4-6 mm’den düşük olan toplam 10 hastaya özel bir su kaldirma kitinin yardimiyla hidrolik basinç kullanilarak lateral yaklaşim sinüs membran elevasyon prosedürü uygulanmiş ve ardindan greftleme ile eş zamanli implant yerleşimi yapilmiştir. Başlangiçtan ve postoperatif altinci aya kadar gerçekleşen subantral kemik yüksekliği değişimlerini belirlemek için CBCT analizleri kullanilmiştir. Radyografik açidan subantral kemik yüksekliği başlangiçta 3.86 ± 1.423 mm iken postoperatif altinci ayda 15.49 ± 2.73 mm’dir; diğer bir deyişle 11.63 + 2.63mm (P < 0.001) artiş sağlanmiştir. Bu nedenle, hidrolik basincin eş zamanli implant yerleştirilmesi ile birlikte lateral sinüs ogmentasyon prosedürlerinde verimli bir şekilde kullanilabildiği sonucuna varilmiştir.

ANAHTAR KELİMELER: Alloplast, CBCT, acil implant yerleştirme, doğrudan sinüs yükseltme, su kaldirma sistemi

Copyright © 2019 Wolters Kluwer Health, Inc. All rights reserved.