Secondary Logo

Journal Logo

Translated Abstracts

Turkish Abstract Translations

Author Information
doi: 10.1097/ID.0000000000000830
  • Free

Primer stabilite ile yumuşak ve sert doku kalinliğinin marjinal kemik kaybi üzerindeki etkisi: prospektif pilot bir çalişma

YAZARLAR: Johnny Nohra DDS, MScD, Maroun Dagher DDS, MScD, Ghassan Matni, DDS, Nadim Mokbel DDS, Yüksek Lisans PhD, Elie Jobaili DDS, Nada Naaman DDS, MSc, PhD

ÖZET: Amaç: Bu çalişmanin amaci farkli insersiyon torklarinin marjinal kemik stabilitesi üzerindeki etkisini prospektif olarak karşilaştirmak ve üç boyutlu radyolojik değerlendirme kullanilarak yumuşak doku ve bukkal kemik kalinliğinin karişikliğa neden olan bir faktör olarak etkisini araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: 22 hastaya otuz dokuz implant yerleştirilmiştir. İnsersiyon torku (IT), yumuşak doku kalinliği ve bukkal kemik kalinliği implant yerleştirilmesi sirasinda kaydedilmiştir. Marjinal kemik kaybi kişiye özgü periapikal radyografiler ve yerleştirilmesinden bir yil sonra konik işinli bilgisayarli tomografi (CBCT) üzerinden değerlendirilmiştir. Bulgular: İnsersiyon torkuna göre implantlar üç gruba ayrilmiştir: Grup 1 (<30 Ncm), Grup II (30-45 Ncm arasi) ve Grup III (>45 Ncm). Yumuşak doku kalinliği 10 implantta (%25.6 İnce biyotip) ≤ 2 mm iken 29 implantta (%74.4 Kalin Biyotip) 2 mm’den kalindir. Farkli IT ve farkli yumuşak doku kalinliği açisindan anlamli bir marjinal kemik kaybi görülmemiştir. İlk bukkal kemik kalinliği (≥2 mm veya <2mm) ile marjinal kemik kaybi arasinda birinci yilda anlamli bir korelasyon mevcuttur. Sonuçlar: İnsersiyon torku ve mukozal doku kalinliği marjinal kemik kaybini etkilememiştir. Bukkal kemik kalinliğinin ≥ 2 mm olmasi minimal marjinal kemik remodelingi ile ilişkilidir.

ANAHTAR KELİMELER: implant stabilitesi, yüksek insersiyon torku, yumuşak doku kalinliği, peri-implant kemik düzeyi

CAD/CAM dayanak yüksekliği ve siman tipinin zirkonya taçlarin retansiyonu üzerindeki etkisi

YAZARLAR: Camila EP Silva, DDS, Simone Soares, DDS, MS, PhD, Camila M Machado, DDS, MS, Edmara TP Bérgamo, DDS, MS, Paulo G Coelho, DDS, MS, PhD, Lukasz Witek, MS, PhD, Ilana S Ramalho, DDS, MS, Ernesto BB Jalkh, DDS, MS, Estevam A Bonfante, DDS, MS, PhD

ÖZET: Amaç: Bu çalişmanin amaci Ti-bazli dayanak yüksekliği ve siman tipinin zirkonya bazli restorasyonlarin tutuculuğu üzerindeki etkisini araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: 4 mm – (Uzun) ve 2.5 mm (Kisa) yüksekliğindeki dayanaklar ile birlikte geçici (Provizyonel), cam-iyonomer (Meron), kendinden yapişkanli (U200) ve geleneksel rezin siman (Ultimate) çikma testi kullanilarak değerlendirilmiştir (n=10 taç/grup). Bulgular: Kisa ve uzun dayanaklar U200 hariç tüm siman karşilaştirmalarinda benzer retansiyon göstermiştir (p=0.032). Rezin simanlar diğerlerine göre daha üstün retansiyona sahiptir (p<0.01). Kisa dayanaklarda rezin simanlar arasinda anlamli bir farklilik yok iken Ultimate uzun dayanaklarda U200’den daha iyi retansiyona sahiptir (p=0.043). Sonuçlar: Ti-bazli dayanak yüksekliği zirkonya üstyapilarinin retansiyonu üzerinde bir etkisi yoktur ancak rezin bazli simanlarin cam iyonmer ve geçici simanlara kiyasla anlamli şekilde daha yüksek retansiyon sağladiği kanitlanmiştir.

ANAHTAR KELİMELER: Dayanak tasarimi, dental simanlar, zirkonya, dental implantlar, çikma testi

Hidroksapatit ve düşük düzey lazer tedavisi ile kemik otogreftinin kullanildiği maksiller sinüs zemin ogmentasyonu sonrasinda oluşan kemik: Histomorfometrik ve immünohistokimyasal analizlerin yapildiği randomize kontrollü bir çalişma

YAZARLAR: Leticia Helena Theodoro, DDS, MSc, PhD, Gustavo Spina Rocha, DDS, MSc, Valmir Lucas Ribeiro Junior, DDS, MSc, Celso Eduardo Sakakura, DDS, MSc, PhD, João Martins de Mello Neto, DDS, Valdir Gouveia Garcia, DDS, MSc, PhD, Edilson Ervolino, DDS, MSc, PhD, Elcio Marcantonio Junior, DDS, MSc, PhD

ÖZET: Amaç: Bu çalişmanin amaci düşük düzey lazer terapisi (LLLT) kullanilan veya kullanilmayan hidroksapatit ile kombine edilmiş kemik otogreftinin kullanildiği maksiller sinüs zemin ogmentasyonu (MSFA) sonrasi oluşan kemiği incelemektir. Gereçler ve Yöntemler: %50 otojen kemik ve %50 hidroksapatit kombinasyonu (AB/HA grubu, n=6) ve buna ek olarak LLLT kullanilan (AB/HA-LLLT grubu, n=6) MSFA’dan 6 ay sonra toplam 12 biyopsi alinmiştir. Bu çalişmada kullanilan lazer 830 nm dalga boyuna sahip GaAIAs’tir (40 mW, 5.32 J/nokta; O.57 W/cm2). Alinan biyopsiler TRAP ve RUNX-2 tespiti için histolojik, histometrik ve immünohistokimyasal analizlere tabi tutulmuştur. Verilere istatiksel analiz yapilmiştir (Shapiro-Wilk ve Student’s t-testi; α=5%). Bulgular: İstatiksel analizler vital kemik varliği ve immünohistokimyasal analizler açisindan iki grup arasinda anlamli bir farklilik göstermemiştir. AB/HA ve AB/HA-LLLT grubunda kemik iliği veya fibröz dokuda azalma yoktur. Gruplar arasinda geriye kalan biyomateryal miktari azalmiştir (p=0.0081).

Sonuçlar: Düşük düzey lazer tedavisi yeni kemik oluşumunu arttirmamasinin yani sira kemiğin yeniden modelleme sürecini hizlandirmiştir.

ANAHTAR KELİMELER: Biyouyumlu malzemeler, fotobiyomodülasyon terapisi, sseointegrasyon

Bukkal mukoza kalinliği ve peri-implant kemik kaybi ve ataşman kaybi arasindaki ilişki: kesitsel bir çalişma

YAZARLAR: James Mailoa, DDS, Michelle Arnett, RDH, BS, MS, Hsun-Liang Chan, DDS, MS, Furat M. George, BDS, MS, Darnell Kaigler, DDS, MS, PhD, and Hom-Lay Wang, DDS, MSD, PhD

ÖZET: Amaç: Bu çalişmanin amaci bir yillik fonksiyon sonrasinda bukkal mukoza kalinliği ve peri-implant eklentisi kaybi arasinda bir ilişki olup olmadiğini araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: Çalişmaya 28 hasta (14 peri-implantit implant ve 14 sağlikli implant olmak üzere) dahil edilmiştir. Bukkal kemik kalinliği, implantin yumuşak doku sinirinin 3 mm apikalindeki K-files kullanilarak değerlendirilmiştir. Sondalama derinliği (PD) ve diş eti geri çekilmesi (REC), klinik ataşman düzeyi (CAL), sondalama sirasinda kanama (BOP) ve implantin mezial ve distal alanlarindaki radyografik kemik kayiplari kaydedilmiştir. Bulgular: Veriler ince ve kalin bukkal mukoza gruplari arasinda mid-fasyal REC açisindan istatiksel olarak anlamli farklilik olduğunu göstermiştir. Ancak CAL açisindan iki grup arasinda anlamli farklilik yoktur. Ayrica ince ve kalin mukoza kalinliğina sahip implantlar arasinda mezial ve distal kemik kaybi istatiksel açidan anlamli farklilik göstermemiştir. Sonuçlar: Mid-fasyal yumuşak doku kalinliği ince olduğunda mid-fasyal çekilme daha fazladir ve klinik ataşman düzeyi (CAL) de daha yüksek olma eğilimindedir. 1 yillik fonksiyon sonrasinda implantin distal ve mezial alanindaki peri-implant kemik kaybi ile bukkal mukoza kalinliği arasinda bir ilişki yoktur.

ANAHTAR KELİMELER: Alveolar kemik kaybi, dental implantlar, doku, fenotip

Vida erişim delik çapinin 4 farkli siman-içeren implant protez sistemi türünün ve çevresindeki kortikal kemiklerin biyomekanik davranişlari üzerindeki etkileri: 3 boyutlu sonlu eleman analizi

YAZARLAR: Liangzhi Du, MD, Zhe Li, BS, Xiaofeng Chang, PhD, Omar Rahhal, BS, Bowen Qin, MD, MS, Xi Wen, PhD, MS, Dangxia Zhou, PhD, MS

ÖZET: Amaç: Bu çalişmanin amaci farkli çaplardaki vida-erişim deliğinin (SAH) siman-içeren implant protez sistemleri ve çevresindeki kortikal kemikler üzerindeki etkilerini araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: Yirmi sonlu eleman analiz modelleri dört gruba ayrilmiştir: iki tam-kontur (FC) taç tipi (Y-TZP, altin alaşimi) ve iki porselen ile kaynaşik metal (PFM) taç tiği (Co-CR, Au-Pd alaşimlarina dayanmaktadir). Her grupta beş taca, çeşitli çaplardaki SAH (0, 1, 2, 3 ve 4 mm) simüle edilmiştir. 200 N vertikal ve 100 N oblik (45°) yük uygulanmiştir. Tüm modeller sonlu eleman analiz yazilimi ile analiz edilmiştir. Bulgular: Taçlarin oklüzal yüzeyi üzerindeki stres SAH 0-3 mm arasinda iken neredeyse hiç değişmemiştir ancak SAH 4mm’ye geldiği zaman gözle görülebilir bir artiş izlenmiştir. Stres konsantrasyonu da vertikal yük altinda yükün uygulandiği alanda delik sinirina doğru ani bir değişim göstermiştir. Vida üzerindeki strese baktiğimizda, 0-1 mm SAH’a sahip FC verikal yük altinda uygulandiğinda daha düşük bir stres düzeyi görülmüştür. Stres konsantrasyonu birinci yivin başlangicinda sürekli sabit kalmiştir. Diğer bileşenlerin gerilimleri neredeyse hiç değişmeden kalmiştir. Sonuçlar: Posterior bölgede siman ve vida içeren taç kombine edildiğinde biyomekanik açidan1 mm erişim deliğine sahip tam-konturlu bir taç kullanilmasi önerilir.

ANAHTAR KELİMELER: Siman içeren implant, destekli taç, erişim deliğinin çapi, maksimum eş değer stres, stres konsantrasyonu

Flepli veya flepsiz prosedür ile yerleştirilen dental implantlarin sonuçlarinin değerlendirilmesi

YAZARLAR: Jiabao Zhuang, BDS, Dan Zhao, DDS, PhD, Yaqin Wu, MDS, Chun Xu, DDS, PhD

ÖZET: Amaç: Bu meta analizin amaci flepli veya flepsiz prosedür ile yerleştirilen dental implantlarin marjinal kemik kaybini ve başarisizlik riskini araştirmaktir. Gereçler ve Yöntemler: PubMed, Web of Knowledge ve Cochrane Library’de son 10 yil içerisindeki yayimlar için arama yapilarak ve ilgili makalelerin referans listelerinin yazili ve elektronik kopyalari taranarak çalişmalar tespit edilmiştir. Bulgular: Arama strateji sonrasinda toplam 2717 makale tespit edilmiştir ve nihai olarak 31 çalişma seçilmiştir. Dental implantlarin başarisizlik orani farkli insersiyon prosedürlerinden (flepli veya flepsiz) istatiksel açidan anlamli şekilde etkilenmiştir ve risk orani 1.70 ‘dir (%95 Güven araliği; 1.13, 2.55;; P = 0.01; heterojenite: I2 = %0.0, P heterojenitesi = 0.97). Alt grup analizinde hizli/erken yükleme, flepsiz prosedür durumunun flepli prosedür ile karşilaştirildiğinda daha yüksek implant başarisizliği riskine sahip olduğu görülmüştür (risk orani=2.24; %95 güven araliği: 1.95, 4.78; P=0.04; heterojenite: I2 = %0.0 P heterojenitesi = 0.91). Flepli ve flepsiz grup arasindaki ortalama marjinal kemik kaybi farkliliği -0.10 mm’dir (%95 güven araliği: -0.18, 0.02; P = 0.02; heterojenite: I2: %82, P heterojenitesi = 0.00). Sonuçlar: Bu meta analiz flepsiz prosedürün, özellikle acil/hizli yükleme durumunda, dental implant başarisizlik riskini arttirabileceğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte flepsiz prosedür kemik dokularin korunmasinda bir üstünlük göstermiştir.

ANAHTAR KELİMELER: Başarisizlik orani, marjinal kemik kaybi, acil/erken yükleme

Maksiller atrofi rekonstrüksiyonu için kemik grefti yerleştirilmesinde yerinde monosit implantasyonu: konsept çalişmanin bir ön gözlemsel kaniti

YAZARLAR: Vito Del Deo, MD, Antonio Fico, DDS, Corrado Marini, MD, Salvatore Senese, MD, Giulio Gasparini, MD

ÖZET: Amaç: Bu çalişmanin 11 hastayi kapsamakta olup temel amaci entegre bir tedavi yöntemine, yani cerrahi rekonstrüksiyon ile birlikte eş zamanli hücresel terapi kullanilmasi, dair deneyimlerimizi paylaşmaktir. Yayimlanmiş makalelerde iskemik dokuda monosit implantasyonunun doku rejenerasyon süreçlerinde önemli bir mekanizma olan neo-anjiyogenezis ile iyileşmeyi arttirdiğini görülmüştür. Gereçler ve Yöntemler: Bizim yaklaşimimiz, kemik greftin bütünleşmesinin başari oranini arttirmak ve greftin uzun dönem sağ kalimini/canliliğini anjiyogenez ile desteklemek amaciyla kemik greftin kendisi içerisinde otolog monositlerin ve endotelyal prekürsör hücrelerin kullanilmasini kapsamaktadir. Biz standart rejeneratif prosedürler (yani ksenogenik partiküllü kemik grefti) ve iliak krestten elde edilen, onlay veya inlay otolog kortikal/medüller kemik blok grefti ile hücresel implantasyon kullanilan ve kullanilmayan posterior mandibula grefti karşilaştirilmiştir. Bulgular hem radyolojik hem de histolojik tetkikler ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Ksenogenik partiküllü kemik greftinin daha iyi osseointegreasyon yaniti vermesi beklenirken, otolog kortikal/medüller kemik blok grefti, monositlerin kullanilmasi beklenilenin aksine dahi iyi osseointegreasyon göstermiştir. Sonuçlar: Monositler “Terapötik Anjiyogenezis” konseptine göre otolog kemik blok greftini geliştiriyor gibi gözükmektedir. Monositler ile yapilan uygulama ksenogenik partiküllü kemik greftini her zaman geliştirmez.

ANAHTAR KELİMELER: Kemik greftleri, kemik rejenerasyonu, monositler, gravite filtrasyonlu periferik kan, progenitör hücreler

Kök Membran Tekniği: 10 yillik takibe sahip retrospektif klinik bir çalişma

YAZARLAR: Konstantinos D. Siormpas, DDS, Miltiadis E. Mitsias, DDS, MSc, PhD, Georgios A. Kotsakis, DDS, MS, Isaac Tawil, DDS, MSc, Michael A. Pikos, DDS, Francesco G. Mangano, DDS, PhD

ÖZET: Amaç: İstemli kök retansiyonu ile birlikte acil implant yerleştirilmesi yakin zamanda geliştirilmiş bir tekniktir fakat mevcut çalişmalarin büyük bir kismi düşük kanita sahip kisa dönemli raporlar ile sinirlidir. Bu nedenle bu çalişmanin amaci kök membran tekniğinin uzun dönemli klinik ve radyografik sonuçlarini belgelemektir. Gereçler ve Yöntemler: Bu prospektif çalişma, üç özel diş hekimliği merkezinde 10 yillik takip süresine sahip PDL aracili acil implant yerleştirilmesi için Kök Membran tekniğinin kullanimina dair klinik bulgulari bildirmektedir. Ocak 2006 ila Aralik 2016 tarihleri arasinda acil yükleme ile yerleştirilen anterior implantlar değerlendirilmiştir. İmplant başarisi ve sağ kalima ilişkin analiz için Kaplan-Meier tahmin değerleri hesaplanmiştir. Bulgular: 182 hastalik gruba (82 erkek ve 100 kadin, yaş araliği:18 ila 83) kök membran konsepti sonrasinda 250 acil implant (230 maksilla ve 20 mandibula) yerleştirilmiştir ve takip süresi ortalama 49,94 aydir (±32,5 ay). Genel olarak 10 yillik kümülatif hasta düzeyi implant sağ kalimi %96,5’tir ve sadece 5 implant başarisiz olmuştur. Mekanik ve biyolojik komplikasyonlar göz önüne alindiğinda 10 yillik kümülatif implant başari orani %87,9’dur. Sonuçlar: Retrospektif tasarimin sinirlari dahilinde, kök membran tekniği geleneksel acil implant yerleştirme tekniklerine benzer uzun dönem başari oranlarina sahiptir.

ANAHTAR KELİMELER: Acil implantlar, kemik rezorpsiyonu, kemik korunmasi, sağ kalim, başari

von Willebrand Hastaliği olan bir hastada Dental İmplant Tedavisi: Bir Vaka Çalişmasi

YAZARLAR: Michael Kang, DDS, Philip Kang, DDS

ÖZET: Arka Plan: von Willebrand hastaliği koagülasyonu etkileyen en yaygin herediter bozukluktur. Bu hastaliğa sahip kişiler dental cerrahi sonrasi posteoperatif komplikasyonlar açisindan yüksek risk altindadir. Bu çalişmada implant tedavisi uygulanmiş von Willebrand hastaliği olan bir hastanin başarili tedavisi ele alinacaktir. Vaka Açiklamasi: von Willebrand hastaliği olan 21 yaşindaki genç hasta çürük nedeniyle #30 dişini kaybetmiştir ve bu dişe implant tedavisi gerekmektedir. Hematolog ile yapilan iş birliği ile hastaya profilaktik desmopressin (DDAVP) uygulanarak implant cerrahisi herhangi bir postoperatif komplikasyon gelişmeden gerçekleştirilmiştir. İmplant başarili bir şekilde yerleştirilmiştir ve işlevini tam olarak yerine getirmiştir. Başarili sonuç dikkatli planlama ve uygulama sonrasinda beklentileri karşilamiştir. Uygulamaya Uygulamalar: von Willebrand hastaliği olan bir hastanin başarili şekilde tedavi edilmesi için uygun tibbi bölüm ile iş birliği yapmanin yani sira implant tedavisi sirasindaki cerrahi prosedürlerde tedavi modifikasyonlari yapilmasi gereklidir.

ANAHTAR KELİMELER: antikoagülanlar, hemostaz, oral cerrahi, periodontal cerrahi

Selektif Lazerde Eritilen Titanyum Mesh Tabakasi ile Kemik Ogmentasyon Kullanilarak Alveolar Kemiğin Onarimi: İki Olgu Sunumu

YAZARLAR: Kazuya Inoue, DDS, PhD, Yoichiro Nakajima, DDS, PhD, Michi Omori, DDS, Yoshifumi Suwa, DDS, PhD, Nahoko Kato-Kogoe, DDS, PhD, Kayoko Yamamoto, DDS, Hisashi Kitagaki, PhD, Shigeo Mori, PhD, Hiroyuki Nakano, DDS, PhD, Takaaki Ueno, DDS, PhD

ÖZET: Kemik ogmentasyonu dental implant tedavisi sirasinda kemik defektlerini desteklemek için kullanilir. Bu teknikte kemik protez materyali ile doldurulmuş alan, yapay alan oluşturucu bir cihaz veya titanyum mesh tabaka ile kaplanmiştir ve bu tabakanin, prosedür sirasinda yerine sabitlemeden önce kemik defektine el ile uyarlanmasi gereklidir. Selektif lazer eritme yöntemi, preoperatif bilgisayarli tomografi verilerine dayanarak titanyum mesh tabakayi önceden ayarlamak için kullanilabilmektedir. Bu yöntem geleneksel titanyum mesh tabaka yöntemlerine kiyasla daha kisa cerrahi süresi sağlamakta, bunun yani sira ideal bir alveolar kemik şeklinin rejenerasyonunu mümkün kilmaktadir. Bu çalişmada, selektif lazerde eritilmiş titanyum mesh tabaka yöntemi kullanilan iki kemik ogmentasyonu olgusunu sunulacaktir. Postoperatif süreçte her iki olguda da komplikasyon gelişmemiştir; hastalarda iyileşme sürecinde mesh’e maruz kalma durumu veya enfeksiyon görülmemiştir. Selektif lazer eritme titanyum mesh tabaka yöntemi, yeni ve etkili bir kemik ogmentasyon yöntemi olarak kabul edilmelidir.

ANAHTAR KELİMELER: dental implant, kemik defekti, kemik ogmentasyonu

Copyright © 2018 Wolters Kluwer Health, Inc. All rights reserved.